Halkın Partisi (HP) Genel Başkan Yardımcısı Fevzi Tanpınar, gazeteci Pınar Barut’un maruz kaldığı fiziksel saldırının, basın camiası üzerindeki baskı ve sindirme politikalarının bir yansıması olduğunu ifade etti. Tanpınar, meselenin sadece bir şiddet vakasından ibaret görülmemesi gerektiğini, asıl tehlikenin gazetecilerin görevlerini yaparken sürekli tehdit, hakaret ve otosansür baskısı altında ezilmesi olduğunu vurguladı.
Demokrasinin temel taşlarından birinin özgür basın olduğunu hatırlatan Tanpınar, günümüzde gazetecilerin haber peşinde koşarken kendi güvenliklerinden endişe duyar hale gelmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Korku iklimi ve otosansür tehlikesi
Tanpınar, iktidar çevrelerinin basın özgürlüğünü sadece kendi lehlerine olan haberlerin yapılması olarak yorumladığını belirterek, gerçek özgürlüğün iktidarı sorgulayabilmek ve yolsuzluk iddialarının üzerine gidebilmek olduğunu savundu. Gazetecilerin hedef gösterilerek veya ekonomik baskılarla susturulmaya çalışılmasının, demokrasinin sessizce aşınmasına yol açtığını belirten Tanpınar, bu durumun gazeteciyi kendi kendisini sansürlemeye ittiğini ifade etti.
Hukuk devleti vurgusu
Uzun yıllar sahada gazetecilik yapmış bir isim olarak mesleğin zorluklarına bizzat şahit olduğunu belirten Tanpınar, gazetecilerin korunmasının bir lütuf değil, hukuk devletinin temel yükümlülüğü olduğunu hatırlattı. Tanpınar, şu ifadelerle tepkisini dile getirdi:
"Gazetecinin korktuğu bir toplumda halkın gerçekleri öğrenme hakkı elinden alınmış demektir. Bugün Pınar Barut’a yönelen bu saldırıya sessiz kalanlar, yarın kendi seslerini duyuracak bir mecra bulamayabilirler. Demokrasi, iktidarın eleştirilebildiği ve gazetecinin hiçbir güçten çekinmeden görevini yapabildiği bir düzendir. Bu düzeni korumak ise öncelikle devleti yönetenlerin sorumluluğundadır."
Tanpınar, açıklamasını saldırıyı kınayarak ve baskı altında görev yapan tüm basın emekçileriyle dayanışma içerisinde olduğunu yineleyerek sonlandırdı.
