Sandık başına gidilmesine kısa bir süre kala, siyasi arenada hareketlilik artıyor. Bir partiden diğerine geçiş yapan isimlerin düzenlediği rozet takma törenleri, sosyal medya ve basın aracılığıyla adeta bir zafer edasıyla kamuoyuna servis ediliyor. Ancak siyasi gözlemciler, bu tür küçük çaplı katılımların seçim sonuçlarını etkileme kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu ve bu durumun aslında bir güç gösterisinden ziyade, çaresizliğin bir yansıması olarak okunması gerektiğini belirtiyor.
Siyasi Tutarlılık mı, Oy Hesabı mı?
Birkaç düzine kişilik katılımları büyük bir siyasi başarı gibi sunmak, partilerin kendi tabanlarına olan güvenini sorgulatıyor. Seçmen kitlesini genişletmek yerine, sınırlı sayıda ismin transferine odaklanan bir siyaset anlayışı, halka güven vermekten uzak kalıyor. Özellikle barajı aşma veya Meclis’te birkaç koltuk daha fazla kazanma hedefiyle yapılan bu transferler, partilerin seçmenle kurması gereken temel güven ilişkisini de zedeliyor.
Rozet değişimi, seçmenin iradesini devretmek anlamına gelmiyor. Bir siyasetçinin beraberinde getirdiği iddia edilen kitlelerin, sandıkta aynı tercihi yapacağı yönündeki varsayım, siyasi gerçeklerle bağdaşmıyor. Öte yandan, uzun yıllar farklı bir siyasi çizgide yer almış isimlerin seçim arifesinde saf değiştirmesi, seçmende etik sorulara yol açıyor. Geçmişte savunulan fikirlerin bir kenara bırakılıp sadece seçim hesabı üzerinden kurulan birliktelikler, siyasi tutarlılığı zayıflatıyor. Sonuç olarak, rozet sayısına endeksli bir seçim stratejisi, seçmenin beklediği programlı ve ilkeli siyasetin yerini alamazken, partilerin kendi zayıflıklarını örtme çabası olarak görülüyor.
